1 Haziran 2016 Çarşamba

YAZARLARI MI OKURSUNUZ YOKSA ÇAPKINLARI MI?




Bir sosyal medya paylaşımında “idealist-düşünür mizaçlı birisi, bir çapkından daha incelikli iltifat eder; bu iki profilin farkı ise, idealist-izaçlı birisinin her zaman iltifat edeceğinin garanti olmamasıdır” demiştim.

Sözünü ettiğim şey, sizlerin de büyük ihtimalle anladığı gibi, yazarken neyi önemsediğimizle ilgilidir. Ne olursa olsun, okurun gönlünü kazanmayı mı önemseriz yoksa kimi zaman onunla ters düşmeyi de göze alır mıyız? Asıl soru bu.

Yoksa bildiği doğruları kaleme alan bir yazar da özel hayatında çapkın olabilir veya her durumda okurun istediğini yazma çabasında olan bir yazar özel hayatında çapkın bir tavra sahip bulunmayabilir.

Doğru bildiğini yazan bir yazarın da büyük bir okur kitlesi olabilir. Kendi tarzında sebatla, uzun bir zaman direnmiş de olabilir, kolayca kabul görmüş de olabilir. Yazarın kendi yolunda gitmesi, okurun beklentileriyle mutlaka çatışacağı anlamına da gelmez. Doğru bildiğini yazan birisinin hırçın olması da gerekmez; yani okurun elinden tutarak onu incitmeden onun bir takım şeyleri fark etmesini de sağlayabilir.

Fakat başından beri her şartta okuyucunun beklentisini esas alan olan yazar çapkındır. Kimi alanlarda bu sorun da olmayabilir. Fakat özellikle toplumsal konularda farkındalığa sahip olduğu hâlde her şartta okur memnuniyeti arayan kişi "çapkındır" ve bu üzücüdür. Doğru bildiklerini yazma alışkanlığı varken, sahip bulunduğu okur kitlesini ve/veya bu kitlenin getirdiği avantajları kaybetme endişesiyle, o kişinin okura oynamaya başlaması da "çapkınlaşma" anlamına gelir ve buda üzücü bir durumdur. 

Bugün, çapkınlar özellikle muhafazakâr “edebiyatın” sorunudur. Kendi çocuklarına vermedikleri tavsiyeleri okurlarına vermekte, doğrudan nefsin arzularını anlatmamakta, fakat gönül dünyasına dair ayar bozucu mesajlarıyla özellikle yeni yetme dindar gençleri manipülasyona hazır hâle getirmektedirler.

Bunların yazınında İslam, aşk, ruhaniyet, buğudur. Gerçek ilişkilerin dinamiklerini anlatmamaktadırlar. “Celladını bile seveceksin” tarzı mesajlar veren ve kızı olduğunu bildiğim bir yazara “beyefendi, bu tavsiyeyi kendi kızınıza da verdiniz mi?” sorusunu tweet atarak sordum.  Tepkisi beni engellemek oldu. Hâlbuki “Savaş Bey, size yanlış gelebilir, ama bu tavsiyeyi kendi kızıma da veriyorum” deseydi, nasihatını onaylamamakla birlikte, onun iç ve dış bütünlüğüne sahip birisi olduğunu düşünecektim.

Bunlar su muhallebisi gibi yazarlardır. Din ticareti yapmakta ve yeni yetişen dindar gençleri yanıltmaktalar. Takipçileri adedince sorumludurlar. Zor zamanlarda dalgaya binmeye çalışırlar. Fark ettikleri hakikatlerin veya İslamî ilkelerin, kendilerini zora sokmayacak kısımlarını anlatırlar. Gerekirse, sahip oldukları şeyleri, hakikat uğruna kaybetme şeklindeki maskulen bir duruştan çok, sahip oldukları şeyleri ne olursa olsun korumaya yönelik "hayatta kalmacı" bir duruşları vardır.


Allah yardımcımız olsun!
 -----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

11 Şubat 2016 Perşembe

A LECTURE BY SAVAŞ ŞENEL: "IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" 12/02/2016





LECTURER: Savaş ŞENELTOPIC:" IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" SEE YOU TODAY,FARABI TALKS
Posted by Farabi Talks on 11 Şubat 2016 Perşembe





-----------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

4 Temmuz 2015 Cumartesi

BENCE HERKES YAZMALI…




Öğrencilerime, danışanlarıma, simit aldığım simitçilere kısaca herkese yazmalarını tavsiye ediyorum. El attıkları şeyleri zirveye çıkarmaları gerektiği düşüncesinde ve daha önemlisi hissinde olan veya başarısız olmaktan ürken muhataplarım hemen “benden iyi bir yazar olur mu?” sorusunu soruyorlar. Ben de cevaben bu sorunun cevabını bilmediğimi, aslında “iyi bir yazar olma” kavramından ne anladıklarını da bilmediğimi söylüyorum. Fakat yazmanın en başta yazan kişiye nefes alma imkânı verdiğini söylüyorum. Sonrasında yazılanların mutlaka birilerinin zihnine, yüreğine dokunacağını anlatıyorum.

Bence herkes yazmalı… her gün birkaç cümle olabilir, paragraf da olabilir veya kocaman bir yazı olabilir. Kişi günlük tutabilir, başka bir isimle, yani bir müstearla yazabilir veya kendi adıyla yazabilir. Fakat bence herkes yazmalı.

Peki insanlar yazmaktan neden korkarlar? Bu soruya cevap olarak birkaç düşüncemi paylaşayım:

Yazmak, insanın kendisini önemsemesidir. Gurura kapılması, havaya girmesi veya başkalarını hor görmesi değil, kendisine lütfedilen bir hayat olduğunu ve bundan öğrendiklerini paylaşması gerektiğini kabul etmesidir. Bu anlamda kendisini önemseyen insan sayısı fazla değildir. Çünkü bu önemsemeyi, gururlanmakla karıştırırlar. Evet hayattan topladığımız şeyler, bize çok önemli gelmeyebilir, yaşadıklarımızdan çıkardığımız şeylerin veya bunların sadece dile getirilmesi bile, ummadığımız sayıda kişiye ilham ve cesaret verebilir.  

İkinci bir sebep de insanın kendisiyle yüzleşmesinin zor olmasıdır. Yazmak için kendinizi dinlemeniz, kendinizi anlamaya çalışmanız gerekir. Bu da yeni keşifler demektir. İnsanın kendisini keşfetmesi, kendisiyle ilgili kimi şeylerin farkına varması her zaman keyifli olmaz.  Yüzleştiği şeylerle baş edebilmesi de kolay olmayabilir, ama bilmek, farkında olmak, bilmemekten veya farkında olmamaktan daha iyidir.

Yazmak zaman ister. Zaman gerektirmeyen ne var ki? Bu da bize zor gelebilir. Fakat kısa cümleler de olsa, her gün birkaç satır yazmak mümkündür. Sonrasında kendinizi tutamayıp, paragraflar, denemeler yazacağınızdan eminim.

Gelelim yazmanın inceliklerine. İşin belki de en “gıcık” yanı budur. Zihninizdekileri-gönlünüzdekileri yazıya dökmenin çok da kolay olmadığını fark edersiniz. Kendinizi güzelce ifade etmek, yani okura ulaşmak ve sizi yalnız başına net bir şekilde anlamasını sağlamak emek ister. Fakat kalemi köle zannetmeden, onun huyunu suyunu anlayarak ve gerekirse, bu konuda destek alarak bu hedefe de ulaşabilirsiniz.

Herkes yazmalı diyorum kısaca.

-------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

12 Ocak 2014 Pazar

YAZMAK MASRAFLI BİR İŞTİR!



Yazmayı masraflı hâle getiren en önemli şey,  ona harcadığınız zamandır. Başka bir deyişle, yazmak için gerekli birikimi elde etmek ve yazı yazabilmek için gerekli olan zamanı, başka olası etkinliklerden uzak kalarak kazanabilirsiniz. Ben çayımı-kahvemi alıp, sıcak bir yerde, piyano sesi eşliğinde ve keyifle yazıyor da olsam, fırsat maliyeti teorisi açısından, masraflı bir tercih yapmış olmaktayım!

Yazmanın masraflı olduğunu anladığınız an, önünüze iki seçenek çıkar. Birisi arenadaki seyircilerin takdirini değil, acilen ilgisini çekecek şekilde yazmak ve bu işten daha çabuk ve yoğun bir şekilde para kazanmak. Bunun için, daha geniş bir kitlenin dikkatini çekmeniz gerekir. Dolayısıyla sulandırılmış romantizm tarzında, sansasyonel bir şekilde, duygusal tavırla veya “gıcık” bir şekilde yazmalısınız.

İkinci seçenek ise, ilgi-çeksin veya çekmesin, gözlemlediğiniz ihtiyaçlara göre yazmaktır. Bu seçenekle, yazarlıktan geçinmek veya daha ötesini kazanmak, uzun bir süreçtir. Çünkü inşa çabası ve olumlu tavır takdir toplarsa da hemen ilgi çekmez. Oysa siz biriktirdiğiniz takdirle değil, size olan ilginin getirdiği  para ile alış-veriş yapabilir ve kitaplarınız çok satarsa, yeni baskılar yapabilir veya yeni kitaplar yayınlatabilirsiniz. Partizanlık yapmak da bana göre değil; çünkü ben bir partiye değil, bir davaya adanırım ve oy vermekte olduğum partiye bile adanmış değilim! Bilgim için davet ederlerse, konuşurum, ama “ulufe” olsun diye davet ederlerse gitmem! Çünkü ulufe, sizi doğrucu olmaktan alıkoyar! Yolunuzu kaybetmeye başladığınızı bilmek, faturalarınızı nasıl ödeyeceğinizi düşünüyor olmaktan, daha acıdır!

Ben eğitimciyim, iyi bir insana baktığım zaman, aslında onun aynı zamanda büyük ve kullanmadığı negatif potansiyeli olduğunu görürüm. Ama ülkemizde bunun okur-yazarlığı zayıftır. Önce serserilik edip-sonra tövbekâr-efendi olursanız, sizi her yere davet ederler. Yanlış bir yoldan dönenlere saygım büyük; Allah yollarını açık etsin. Ama bir potansiyeli takdir etmek için, önce negatif hâlini görmek zorunda mıyız?
Birinci şekilde, yani ne olursa-olsun dikkat çekici bir tarzda yazmak benim “işime” gelmez. Çünkü bir şeyleri bilmek sorumluluktur. Ben yurdum insanını ve özellikle gençlerini iyi tanıyorum. Yanlış şeyleri bir yana bırakın, düzgün cümlelerimin onların zihinlerindeki olası etkilerini, çağrışımlarını ve akıllarına gelebilecek olan yan anlamları bile hesaplıyorum.

Yoksa bir küheylan, cam eşya mağazasına dörtnala girerse nasıl kırılmadık eşya kalmaz, onun gibi ben de kalemimi serbest bıraksam, okuyan her insanın kalbinde ve zihninde berelenme olur.  Ve kendi dudağını ısıran insan nasıl garip bir şekilde zevk alır ve devam eder, onun gibi benim yazılarımı okumaya devam ederler!


Ama Birisi herkesi gözetliyor! Ben de yazıya veya söze dökülen cümlelerimi oduncu kantarıyla değil, kuyumcu terazisiyle tartmaya devam edeceğim. 

-------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

4 Ekim 2013 Cuma

Neden her yazımda mutlaka iyimserlik vardır? (Web yazarlarının göz ardı etmemesi gereken önemli bir uyarı)


Bütün yazılarımda, üzerinde yıllardır çalışılmış bir iyimserlik vardır. İyimserliği saflıkla veya aptal olmakla karıştıran kişiler için çok özel yazılarım bulunmaktadır! Kitabımı veya bloglarımı incelediyseniz, bunu görmüşsünüzdür veya bundan sonra göreceksiniz.

Peki neden iyimserlik en üzgün yazılarımda bile yer alır?
Birinci sebep, benim gerçekten iyimser olmamdır.

İkinci sebepse teknik bir konudur:

Ben bir web yazarıyım, yani yazılarımı öncelikle internette yayınlıyorum. Yani, okur veya araştırmacı arama motorlarından bir konu veya kavram aradığında, benim bütün yazılarıma değil, ilgili yazıma ulaşıyor. İnternet kullanıcısı meşgul dalgın ve aceleci olabiliyor; dolayısıyla benim diğer yazılarıma bakmaya zamanı olmayabilir. Hâl böyle olunca, beni sadece bir yazımla değerlendirme durumunu yaşayabilir. Kendisi bunu yapmayı planlamasa bile zihin veya kalp bunu sıklıkla yapar.


Ben genellikle iyimser olduğum hâlde, okurun veya araştırmacının karşısına arama motorundan çıkan yazımın, üzgün ve sitem dolu bir yazı olduğunu düşünelim: Okur bu yazıdaki havanın, benim hayata karşı takındığım genel tavrımı yansıttığını düşünebilir ve dolayısıyla onu yanıltmış olurum. Belki de benim yazımı, kendisinin hayata karşı beslediği küskünlüğe bir destek yapar ve ben de aslında hiç istemediğim hâlde, bir başkasının kötümserliğini veya üzüntüsünü arttırmış olurum.
Özellikle genç bir okurun böyle hissetmesi beni daha da rahatsız eder. Çünkü gençler, özellikle kırılgan bir neşeye sahipler ve neşeleri hemen melankoliye dönüşebiliyor. Bunda eğitim sisteminin veya ailelerinde gördükleri ve sıklıkla abartılı olan “korumacı” tavrın büyük bir rolü vardır.

Okurun elinde bir kitap olsa, hem hüzünlü hem neşeli yazılarımı görür ve genel tavrımın iyimser olduğunun farkına varabilir. Ama internette bütün yazılarımı görme imkânı olmayabilir. Kitabın sahip olduğu, ama internette bulunmayan bir güzellik de budur: Bir yazarın kitabında, onun genel tavrını daha kolay bir şekilde görebilirsiniz.

Dolayısıyla benim her yazımda iyimserliğimden bir parça vardır.

Benim her hangi yazımla başbaşa kalmış olan birisini, aynı zamanda umutsuzluk ve hüzünle baş başa bırakmayı istemem. Ben gece mışıl mışıl uyurken, yazılarımı okuyan birisinin hayallerinin yıkılmasına sebep olmak veya bu konuda ona yardımcı olma ihtimali beni rahatsız eder.

Evet yazının görünen desenleri üzüntü veya sitem olabilir, ama fonda çözümlerle dolu olduğuna inandığım bir dünya
ve iyimserlik vardır.

-------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

1 Aralık 2012 Cumartesi

YAZARLIK YÜRÜMEYE BENZER; HERKES YÜRÜR, AMA…(VERDİĞİM YAZARLIK DERSLERİ HAKKINDA)

Bir çok kişi, yazma işinin başlı başına bir alan olduğunu anlamakta güçlük çekiyor. Bir şeyleri duyumsamak, bilmek veya yaşamak, yazmak için yeterli görülebiliyor.

Duyumsamak, bilmek veya yaşamak birer kazançtır ve elbette size yazmak için eşsiz malzemeler sağlayabilirler. Ancak, ilk üçü herkeste ister-istemez bulunan birer özellik iken, yazmak bir kazanımdır. Bunu söylerken, yazarlığın herkesin yapabileceği bir şey olmadığını kast etmiyorum. Bendeniz, bir çok okurumu, arkadaşımı, dostumu veya öğrencimi yazmaya teşvik eden birisiyim. Teorik olarak, herkesin bir şeyler yazabileceğine inanırım. Fakat bu inancım sadece, yazmak konusuna karşı gerekli duyarlığı ve saygıyı duyan kişilerin hayatında gerçeğe dönüşür.

Kâğıdı ve kalemi alan herkes bir şeyler yazabilir. Ama zihninizdekileri ve kalbinizdekileri tam anlamıyla veya tam anlamına yakın bir şekilde kâğıda dökmek zordur. İşte temel sorunlar burada, yani duygu ve düşüncelerin yazıya dökülmesi aşamasında ortaya çıkarlar. Başka bir deyişle, yazarlığı farklı bir iş ve profesyonel bir alan hâline getiren, buradaki sorunlarla yüzleşme ve onları aşma becerisidir.

Bir hevesle yazmaya başlayan kişiler bazı noktaları göz ardı ederler veya genellikle bunlardan haberleri yoktur.

Birincisi kişi kendi anadillinde de konuşup-yazsa, aslında tercüme yapmaktadır. Yani yazmakta olan kişinin ana dilinin Türkçe olduğunu düşünelim; Bu kişi, aslında düşüncelerini veya duygularını Türkçe’ye tercüme etmektedir. Çünkü düşünceler ve duygular zihnimizde Türkçe olarak değil, aksine herhangi bir dilden bağımsız olarak doğarlar ve yine herhangi bir dilden bağımsız olarak var olmaya devam ederler. Biz onları yazıya dökerken, aslında onları Türkçeye tercüme ederiz. Dolayısıyla bütün tercüme çalışmalarında söz konusu olan sorunlar, anadilinizde yazarken de ortaya çıkarlar: Kendimizi iyice okumak, neler hissettiğimizi veya düşündüğümüzü iyice anlamak, uygun kelimeler, tamlamalar, ifadeler veya deyimleri bulup aslına sadık bir şekilde tercüme yapmak gibi.

İkincisi, tercümeden bir farklı olarak ortaya çıkan bir konu vardır. Tercüme yaptığınız bir eserde her şeyi tercüme edersiniz. Size hangi metin verilmişse ve tercüme etmeniz istenmişse, onu kısaltmadan veya kendinizden fikir olarak bir şey katmadan başka bir dile aktarırsınız. Fakat zihninizin ve kalbinizin söylediklerini tercüme ederken, yani yazıya dökerken, seçimler yapmanız gerekir: Hissedip-düşündüklerinizden hangi sonuçlara ulaşıyorsunuz? Zihninizden veya kalbinizden geçenleri ne amaçla kâğıda dökeceksiniz? Yazınızda bu fikirlerin veya duyguların hangilerine yer vereceksiniz ve okuyucuyu nereye götürmek istiyorsunuz? Okuyucunun neler düşünmesini, neler hissetmesini ve ne yapmasını istiyorsunuz?

Üçüncüsü, okuyucu sizin eseriniz olan metinleri okurken yalnızdır. Anlamadığı yerleri size sorma imkânı yoktur. Dolayısıyla yazdıklarınız hem içerik olarak, hem de imla kuralları ve dil kullanımı açısından açık ve anlaşılır olmalıdırlar. İçerik olarak belli bir kitleyi hedeflemiş ve yazdıklarınızı anlamak konusunda sorumluluğu okuyucunuza yüklemiş olabilirsiniz. Yani yazılarınız belli bir birikimi gerektiriyor olabilir. Ama acı gerçek şu ki, anlayacak birikimim olduğu hâlde anlayamadığım bir çok yazı görüyorum ve aslında belli bir süre geçtikten sonra kendi yazarının da o yazıyı anlamayacağını düşünüyorum!

Çünkü bu türden yazılardaki çoğu ifade, okuyucu zihninin anlayacağı açıklıkta değiller. Bunun sebebi de, yazarın bir ana fikri olmaması, kelimeleri ve imla kurallarını düzgün bir şekilde kullanmaması veya başka yazarları yeterince okumamış olması, yani çıraklık yapmıyor olmasıdır.

Bir konuda başarılı olan kişilerin, kendilerini yazarlıkta da iyi görme hatası da, onların başarısızlığını hazırlayan etkenlerdendir. Mesela kişinin konuşmaları oldukça iyidir. Dolayısıyla kendisini yazarlık konusunda da başarılı görür. Kişinin bir gün yazarlık konusunda da “başarılı olacağına inanması” hata değildir. Ama bir başka bir alanda başarıyı yakalamış olduğu için yazarlıkta da otomatik olarak başarılı olduğuna inanması yanlıştır. Kendilerine şu soruyu sorsalar yetecek: “Yahu ben yıllardır konuşmalar yapıyorum ve bu başarım zamanla beslendi. Ama yazarlık geçmişim o kadar uzun değil: Nasıl oluyor da kendimi bu konuda da başarılı sayıyorum?”

Evet dostlar, acı gerçek şu: Yazmak da bedel istiyor. Yazdığınızın on katı kadar okumuyorsanız ve sık sık da yazmıyorsanız, dikkatli olun derim. Yoksa yazdıklarınız diğer alanlardaki başarınızı da gölgeleyebilir.

Verdiğim yazarlık dersleri fikri de buradan doğdu. Yazarlık konusunda bir farkındalık vermek ve yol göstermek fikri beni bu konuda dersler vermeye itti. Evet, herkes yürüyebilir, ama yürümeden yürümeye fark vardır. Nasıl yürüdüğünüz sizi ilgilendirir. Ama bırakmak istediğiniz etkiyle yürüyüşünüz arasındaki ilişki kopuksa, o zaman sorun var demektir. Sözgelimi bir kavgaya süklüm-püklüm yürüyerek girerseniz, sonu hüsran olur. Yazarlık da böyledir.

Yanlış mı düşünüyorum?
--------------------------

www.savassenel.com
--------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Yazılı ve Sözlü İletişim Konusunda Önemli İlkeler
Neden Yazıyorum? Zorum Nedir?
Size “deli”, Bana “Yazar” Derler!
Madem ki Zekîyim, O Hâlde Kitap Okumama Gerek yok! (mu?)
Okumadan Yaşanır mı?
Araba Satın Almak, Kitap Satın Almaktan Daha Zor (mu?)
Kitaplardan neler Bekliyoruz?
Okuma Etkinliğinden Tasarruf Edilir mi? Kumdan kale yapılır mı?
Kitaplar Hep Aynı Şeyleri mi Söylerler?
Çok Kitap Okudum da Hayatım Değişti!
Kitaplarla Anılmak İsterim! Fena mı Ederim?
Kitaplar Teorik Şeyler midir?
Okumanın Bana Çocuklukta Kazandırdıkları
Çocuklar Okumayı Sevebilirler mi?
İnsanları Kaynaklara ve Özellikle Kitaplara Ulaştırmazsam Patlarım!
Arabam Olmayışı Konusunda Bütün Suç Annem ve Babam da!
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN
: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com


-------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

NEDEN İNSANLAR KONUŞURLARKEN-YAZARLARKEN YABANCI KELİMELER KULLANIR?


Yıllarca İngilizce öğreten biri olarak Türkçe konuşurken yabancı kelimeler, sözgelimi İngilizce kelimeler kullanmaktan kaçındım. Aslında hangi kelimelerin yabancı olduğu, hangilerinin olmadığı sıkça tartışılıyor. Benim bu yazımda sözünü ettiğim kelimeler daha çok sesletimiyle yabancı olduğu hemen "sırıtan" kelimeler. Sözgelimi, “bugün off oldum” ifadesinde yer alan “off” kelimesi gibi. (Not: bu cümleyi kullanan birisi, gününün verimli geçmediğini anlatmaya çalışıyor)

Türkçe konuşurken yabancı kelimeler kullanmanın bir kaç sebebi olduğunu düşünüyorum:
Birincisi, Türkçe’de karşılığı olan kelimeleri kullanmak konusundaki dikkatsizliktir. Yabancı kelimeyi çok duyan veya yabancı dil öğrenen kişiler bunu yaparlar. İnsanlar yeni öğrendikleri kelimeleri ağızlarından kaçırabilirler. Bu mazur görülebilir. Ama sıkça tekrarı can sıkıcı bir konu olabilir.

İkincisi, konuşmalarında yabancı kelimeler kullanan biri ana dilini de iyi bilmiyor olabilir. Elimizde bulunan parçalı kumaşları birleştirip, sözgelimi masa örtüsü yaptığımız gibi, tam olarak bilmediğimiz iki dili de birleştirip derdimizi anlatmaya çalışabiliriz. Ana diline hâkim olmayanlar, sık sık yabancı kelimeler kullanırlar. Bu tür insanlar, sözgelimi İngilizce konuşurken de Türkçe kelimeler kullanırlar. Çünkü ne anadillerini ne de yabancı dili tam olarak bilmediklerinden, bir oradan bir buradan devam ederler.

Üçüncü sebep de bugünlerde zayıf düşürülen Türkçemizdir. Sadeleştirme adına güdükleşen bir Türkçe’yle konuşuyoruz. Sözgelimi Türkçe’de tartışma diyoruz. “Babamla tartıştık” diyen birisinin babasıyla kavga mı ettiğini yoksa fikir alışverişi mi yaptığını anlamak mümkün değildir. Halbuki müzakere, münazara, münakaşa v.s gibi kelimeler sadeleşme kurbanı olmasalardı, bu kadar sıkıntı yaşamazdık. Oysa İngilizce’de nüans belirten bir yığın kelime vardır. (Discussion, despute, debate v.s)

Dördüncüsü, bazı mesleki alanların başka ülkelerde doğmasıdır. Sözgelimi, internetle ilgili terimlerin İngilizce olması neredeyse kaçınılmazdır. Türkçeleştirmeye çalıştıkça da konu daha bir karışık hâl alıyor. Bu, durumda ne yapılabilir, uzun uzun tartışmak, müzakere etmek gerekiyor.

Çok acıdır ki, bana “İngilizce, Türkçe’den daha zengin sanırım” diyen öğrencilerim olmuştur. Burada biraz haksız bir durum da vardır. Bunu söyleyen öğrencilerimin bazıları aslında Türkçe’yi bilmemektedir. Yani, fikir dünyası bazı kavramları kendi anadilinde de öğrenmeye mecbur kalmamıştır. Kendi ana dilinde roman okumadan, yabancı dilde romanlar ya da metinler okuyunca, bazı kavramlarla önce yabancı dilde tanışmıştır. Aslında ana dilinde de olan bu kavramların, İngilizce’nin veya başka bir dilin malı ve zenginliği olduğunu sanmaktadır.

Anadilimizi tanıyalım. Bu ifade “yerli malı kullanalım” gibi bir ifade oldu ama, siz benim ne demek istediğimi sanırım anlıyorsunuz.
-------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------